Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Yaban İncelemesi

yaban romanı incelemesi
edebiyat akademi youtube kanalı

Yaban Romanı Tahlili

 Yaban Özet

Birinci Dünya Savaşı’nda bir kolunu kaybetmiş olarak İstanbul’a dönen Yüzbaşı Celal, işgal altındaki şehrin manzarasına ve insanlarına tahammül edemez, burada boğulur gibi olur. Alabildiğine kötümser bir hava içinde biraz nefes alabilmek için Anadolu’ya sığınmaya karar verir.Gideceği yer olarak emir eri Mehmet Ali’nin Haymana dolaylarındaki köyünü seçer. yaban incelemesi

Seçer ama, Ahmet Celal burada da büyük bir hayal kırıklığı karşılaşır. Köy baştan başa yoksulluk, kirlilik, gerilik ve cahillik içindedir. Köylü ise kendisine bir türlü yaklaşmak, yakınlaşmak istemez. Kendisine çevrenin dilinde “yabancı” demek olan “yaban” adını takarlar. İlişkisi olan birkaç kişi dışında hemen hemen hiç kimse onunla ilgilenmez, dostluk kurmaz. Çolak (sakat) subayın ısrarla kendilerine yönelme çabasını boşa çıkarırlar. İstiklal Savaşı, bin bir zorluk içinde, fakat tam bir destan niteliğinde devam etmektedir. Ancak köylüler savaşla da ilgili değillerdir. Yüzbaşı Celal, hiç olmazsa bu ulusal konuda onları uyarmak, heyecana getirmek istese de bu da bir sonuç vermez.

Köylü, Salih Ağa gibi zorbaların, Şeyh Yusuf gibi tamamen cahil şeyhlerin elinde, pençesinde kıvranmakta, fakat bunun farkında bile olmamaktadır. Yaban romanı özet

Tek yakını olan emir eri Mehmet Ali, yeniden askere alınınca, Yüzbaşı Celal köyde büsbütün yalnız kalır. Bu sırada Emine adlı, saf, temiz bir köylü kızını sever. Hatta onu ailesinden isterse de ailesi, hem yaban, hem çolak olan Celal’e kızlarını vermezler. Bu durum onun bunalımlarını daha da arttırır.

Bu sırada, düşman ordusu köye yaklaştığı halde halkta hiçbir telaş ve heyecan görülmez. Aksine hemen hemen herkes, rahatlarını bozup, düşmanla savaşan Mustafa Kemal Paşa’ya düşmandır. Evet durum böyledir.Çünkü yıllardır cahil bırakılan köylüde vatan, özgürlük kavramı yok olmuş, bunu yerine tam bir uyuşukluk gelmişti. Çünkü yüzyıllar boyu hükumet onlara ne hekim, ne öğretmen yollamış, ama vergi için tahsildarları her zaman karşılarına dikmiş, asker lazım olunca gencecik çocuklarını alıp alıp götürmüştür.

Nihayet düşman köye gelir. Fakat ilk anda ortalarda hemen hemen hiç kimseyi bulamaz. Köylüler akıllarınca savunmaya geçmek, için yakınlarındaki bir derenin içine saklanmışlardır.Düşman askerleri, savunmasız halkı ite kaka köy meydanına toplar. Büyük küçük herkese akla gelmez işkenceler yapar. Evlere girer, eşya adına ne bulursa yağmalar, köylülerin birçoğunu öldürür, sonra da ortalığı ateşe verir.

Meydanda kurbanlık koyun gibi toplatılıp rastgele işkence yapılan köylüler arasında Emine de bulunmaktadır. Yüzbaşı Celal, sevgisinden bir türlü kutulamadı bu genç kadını o kargaşalık arasında kolundan çekip bir tarafa götürür. Burası oldukça kuytu yıkık bir duvar gibidir. Bir süre burada beklerler, fakat buldukları bu yerde de mermi yağmaya başlayınca koşmaya çalışırlar. Ne var ki bu sırada ikisi de birer kurşun yemiştir. Bir ağaç dibinde birbirlerinin yaralarını üstlerinden kopardıkları çamaşırlarla bağlarlar, biraz dinlenir, tekrar kaçmaya koyulurlar.Ancak yarası ağır olan Emine’nin artık takati kalmamıştır. Yüzbaşı Celal köye geldiğinden beri tuttuğu hatıra defterini bitkin kadının avuçları içine bırakıp, son bir güçle doğuya doğru yollanıp, ufuklarda kaybolur…

Yaban Romanı İncelemesi Videolu Anlatım

Yaban Romanı İnceleme

“Yaban, Karabibik ve Ebubekir Hazım Tepeyran’ın “Küçük Paşa”sından sonra köyü ve köylüleri konu edinen, devrin gerçekçilik düşüncesine uygun olarak yazılan üçüncü eserdir. Ancak konuyu diğer ikisinden farklı olarak tarihi ve sosyal bir problem şeklinde gündeme getirir.”

Köylülere göre Ahmet Celal bir yabandır. Konuşması, tavırları, kısacası her şeyi onların tavırları dışındadır. Ahmet Celal, hayatındaki bir takım olumsuzluklardan kurtulmak adına Mehmet Ali’nin köyüne gider. Burada köylülerin arasına karışarak, yenilenmeyi unutmuştur. Ancak daha sonra bunun yazgı olduğunu fark eder. Bu şekilde de Yakup Kadri, konuyu sosyal bir boyut haline getirir. Yargıladığı Türkiye’nin aydın kısımlarıdır. Yaban ile birlikte Yakup Kadri, bu eseriyle düşler ülkesi gibi bir görünüm arz eden  köy edebiyatını yıkar. Yaban incelemesi

Yakup Kadri’nin Yaban adlı eseri, gerçekçilik akımına uygun olan bir eserdir. Emile Zola ve Honore de Balzac’tan etkiler taşıdığı görülmektedir. Eserde özellikle de köylü kahramanların anlatılışında natüralizm akımının izleri de görülmektedir.

Yakup Kadri, kişilerini verirken kaba bir tasvirle verilmez. O ayrıntıları titişzlikle seçer. Anlatılan kişiyi yansıtan en tipik çizgileri kalınlaştırır. Kişilerin dış görünüşlerindeki ayrıntılarından çok kişiliklerinin dışa yansıması olan davranışları belirginleştirir. Yaban tahlili

Romanın Ahmet Cemal’in anıları biçiminde yazılmış olması öz biçim uyumunda başarıyı sağlar.

“Yakup Kadri, sağlığında romanın dilini sadeleştirmiştir. Bu sadeleşmelerde, eski sözcüklerin yerine yeni ya da daha anlaşılır karşılıkları konulmuştur. Örneğin; “halihamur – haşır neşir, emare – belirti, hırzıcan – dört gözle, levs – pislik, istihale – değişme, hassa – duygu, inhina – kıvrım vb.”

Yakup Kadri, romanında “Batı kaynaklı” dediğimiz kelimeleri sıkça kullanır. Bunu ilk basımlarında görmekteyiz, ancak daha sonraları kelimelerin Türkçe karşılıklarını kullandığını görmekteyiz. Örnek olarak ; “klavn – soytarı, bas relief – kabartma, peplas – entari, kask – kasket, trofe – çelenk” gibi

“Yaban’da özensiz yazıldığı kanısını uyandıran yada romandan çok “esasal” ya benzetilmesine ve eleştirmenlerin dikkatinin içeriğine çekilmesine neden olan şey belki de Yaban’ın roman türünün en önemli özelliklerinden yoksun görünmesi. Bir olay örgüsü yoktur. Dolayısıyla belli bir gerilime, bir gelişime, bir bütünlüğe de sahip değildir.”
Yaban romanında bir takım kültürel unsurlarda bulunmaktadır. Bunlar aile, vatanseverlik, temizlik, namus konularıdır.

Romanda Türk köy ailesinin en güzel örnekleri mevcuttur. Özellikle Mehmet Ali ve ailesi köy ailesinin tipik örneğidir. Ancak Mehmet Ali’nin ailesinin tuhaf davranışlar sergilemesi, misafirperverlik anlayışına ters düşmektedir.

Vatanseverlik kavramı da romanda geniş yer kaplar. Ahmet Celal’in vatanı uğruna bir kolunu feda etmiş olması, düşman işgalini yakından takip etmesi ve Ahmet Celal’in kurtuluşa olan ümidini hiçbir zaman yitirmemesi, vatanseverlik örneğidir.

Temizlik konusu da romanda özellikle vurgulanmıştır. Anadolu köylüsünün temizlikten yoksun olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Ahmet Celal, köye geldiği sıralarda köyün ne kadar bakımsız ve pis olduğu abartılarak anlatılmıştır. Porsuk çayının bile pis olduğu belirtilmiştir.

Kültürel bir yer teşkil eden namus unsuru da, olaylar içerisinde geçmektedir. Romanda Süleyman’ın karısının namusunu temizlemek amacıyla Cennet’ten boşanması ve daha sonra tekrar Cennet’le evlenmek istemesi anlatılır.
Süleyman’ın başından geçenler:

Bir defa Cennet’i bulmak için haftalarca köy köy dolaşmış. Sonra bilmem nerede, ikisi de birden rastgelmiş. Cennet, onu önce tanımaz gibi görünmüş ama Süleyman ısrar edince demiş ki:

“Pekala, pekala ama, bu iş böyle olmaz aramızda geçeni duymayan kalmadı. Senin namusun beş paralık oldu. Şimdi bunun bir çaresi var; beni bir kere boşarsın namusunu temizlersin.” Yaban Romanının incelemesi

Yaban Romanı Olay Örgüsü

⦁ Ahmet Celal’in kurtuluş savaşında kolunu kaybetmesi.
⦁ Kendini yalnız hisseden Ahmet Celal’in emir eri Mehmet Ali’nin köyüne gitmesi.
⦁ Köydeki insanların onun, hal ve hareketlerinin onlara ters gelmesi ve onlara uymamasından dolayı Ahmet Celal’e yaban adını vermesi.
⦁ Ahmet Celal’in bir gün dere kenarında gezerken Emine’yi görmesi ve ona aşık olması.
⦁ Emine’nin emir eri Mehmet Ali’nin kardeşi İsmail’in nişanlısı olduğunu öğrenmesi.
⦁ Emine’nin İsmail ile evlenmesi.
⦁ Süleyman’ın karısı Cennet’in eve aşığını alması.
⦁ Köylünün Cennet ve aşığını evde basması ve ikisinin köyden uzaklaşması.
⦁ Yunan ordusunun köye gelmesi ve o zamana kadar köylüleri bir takım konulara inandıramayan Ahmet Celal’in, kahramanca tek başına Yunanlıların karşısına çıkması.
⦁ Bir kenarda saklanan köylülerin Yunanlılar tarafından bulunması ve köy meydanında toplatılması ve aralarında bir çatışmanın meydana gelmesi ve Ahmet Celal’in bu çatışmadan kaçarken, Emine’nin ağır yaralanması ve yürüyememesinin sonucunda, Ahmet Cemal’in günlüğünü Emine’ye bırakıp gitmesi.

Yaban Romanı Şahıs Kadrosu

Eserde baş kahraman Ahmet Celal’dir. Mehmet Ali, Salih Ağa, İsmail, Emine Cennet, diğer şahıslar olmakla beraber, bu kişilerin yanında çok az da tanınan kişilerde vardır. Mehmet Ali’nin sert mizaçlı annesi Zeynep Kadın, köylünün dini inançlarını istismar eden Şeyh Yusuf, diğer köylüler gibi milliyet duygusu gelişmeyen, Bekir Çavuş Ahmet Celal’e göre köydeki tek olumlu tipi temsil eden on bir on iki yaşındaki Hasan ile ninesi Emeti Kadını dekoratif unsur olarak sayabiliriz.

Romandaki diğer kişiler tek yönüyle tanıtılan karakterlerdir. Bu karakterlerin psikolojik derinliklerine inilmez. Bu kişilerin en akla geleni Ahmet Celal’in emir eri Mehmet Ali’dir. Salih Ağa ve muhtar da bu kişilerdendir.

Ahmet Celal

Romanın baş kahramanıdır. I Dünya Savaşın da bir kolunu kaybetmiş yedek subaydır. Bir paşa çocuğudur. Çok karamsar bir yapıya sahip olduğunu görmekteyiz.

“Daha otuz beşimize basmadan her şeyin bittiğini işin tamam olduğunu; aşkın arzunun, ümit ve ihtirasın bir daha uyanmamak üzere sönüp gittiğini kendi kendimize itiraf etmek; kendi kendimize, bütün mutluluk ve başarı kapılarının kapandığını söylemek ve gelip, burada bir ağaç gibi yavaş yavaş kurumaya mahkum olmak.” Böyle mi olacaktı? Böyle mi sanmıştım? Lakin işte böyle oldu ve böyle olması lazımdı?”

Köylüler, Ahmet Celal’e yaban adını vermiştir. İlk başlarda buna kızar, ancak daha sonraları bu duruma alışır. Fakat köylülerin kendisine uzak durmasını içine sindiremez. Çünkü köylüye karşı bazı üstün özelliklerinin olduğuna inanmaktadır.
“Zira, sağ kolumu, ben onlar için kaybettim.”
“Ben Celal Paşa’nın oğlu Ahmet, emir eri Mehmet Ali’nin kardeşi bücür İsmail’i kıskanıyorum.”
Ahmet Celal köye ve köylüler bir Türk gözü ile değil, Batılı bir aydının gözü ile bakmaktadır. Yani kendi toplumuna yabancı, kendini Batıya kendi insanından daha yakın gören bir Batı hayranı olarak karşımıza çıkar.
“Ah ne ağır, ne sıkıntılı ve ne kadar kaba idi bu düğün! Mutlaka Avrupa’da bir cenaze bundan daha ferahtır”

Ahmet Celal, romantik bir yapıya sahiptir. Bunun yanında vatanseverlik özelliği de roman boyunca görülür. Düşmana karşı köylüyü uyandırmak istemesi ve bunda da başarılı olamaması karşısında, düşmanın karşısına tek başına çıkması, onun bu iki özelliğini ortaya çıkarır.
“Hayır, hayır artık bir harekette bulunmaya gücüm kalmadı. Burada kalıp öleceğim. Hatta onlar köye geleceği gün, askeri elbiselerimi giyeceğim. Önlerine kılıcımı sürüye sürüye çıkacağım. Ta ki ilk hamlede, süngüleri ile vücudumu delik deşik etsinler diye.”

Kısacası, Ahmet Celal, bu romanda kendi toplumuna yabancı, romantik ve bedbin bir tip olarak karşımıza çıkar.

Mehmet Ali

Çevre değişikliklerinden çok çabuk etkilenen bir yapısı vardır. I. Dünya Savaşı’nın bitiminde, köye döndükten sonra, davranış ve hareketleriyle tamamen değişmiş ve köylülere uymuştur.
“Zaten buraya geldiğimiz günden beri, Mehmet Ali benim hükmümden büsbütün sıyrılmış, tamamıyla asker olmazdan önceki haline dönmüştür” Yaban İncelemesi

İsmail

Mehmet Ali’nin kardeşidir. Soğuk yaradılışlı ve inançlı bir tip olarak karşımıza gelir. Ağabeyi askere gittikten sonra iyice küstahlaşır. Hatta annesine bile el kaldırır.

Salih Ağa

“Köyün en zengini olmasına karşın, dilenci kılıklı bir tiptir. Çok sinsi ve menfaatperest bir karakteri vardır.yazar onun ruh halin, ayaklarının ve ayak baş parmağının hareketleri ile tanıtır.”

Emine

Emine, Ahmet Celal’in aşık olduğu ve İsmail’in önce sevgilisi, sonrada karısı olan Emine karakter olarak fazla tanıtılmaz. Onu İsmail ile evlenmeden önceki çocuksu hareketleri ile evlendikten sonra olgun bir kadın olarak tanıyoruz.

Cennet

Namus açısından düşük bir kadındır. Üstelik kurnazdır. Ahmet Celal cenneti romanda şöyle tanıtmaktadır:
“Cennet, levent gel gelelim kahkahası bol ve keskin bakışlı bir kadındır. Kaşlarını rastık çeker ve ellerine kına yakar. Başka kadınlar gibi erkekten ürküp kaçmaz. Herkesin içinde hatta benim bulunduğum yerlerde bile elini kolunu sallayarak, göğsünü gere gere dolanır. Tarlada çapa çapalarken, evde yemek pişirirken, derede çamaşır yıkarken durmaksızın şarkı çağırır.” Yaban İncelemesi

Süleyman

Kılıbık ve korkak bir yaradılışlı bir tiptir. Onu şu satırlarla daha iyi tanıyoruz:
“Süleyman bütün manası ile, Türk masallarında ki keloğlan tipidir. İtaatli, kılıbık ve birazda filozoftur, ruhunun sonsuz derinliği vardır. (…) Onda bitmez tükenmez yolculukların yarattığı sabır, kuşlar, kurlarla düşüp verdiği sadelik, bir yüksek yaşantı haline gelmiştir.” Yaban İncelemesi

Zeynep Kadın

Mehmet Ali’nin annesidir. Kaderine razı olmuş, ağlamayı bile unutmuş, tarlasının, evinin işlerini tek başına çekip, çeviren gerçek bir Türk anasıdır. Oğlunu, kocasını, askerde savaşlarda yitiren yoksulluk ve acılar içinde ömrünü çalışmakla geçiren Türk kadınını temsil eder.

Şeyh Yusuf

Salih Ağa, köyü ekonomik yönden sömüren bu yönde köylüler üzerinde baskılar kuran olumsuz bir tipleme ise Şeyh Yusuf köylüyü manevi yönden sömüren, bu yönde köylü üzerinde cinsel baskılar oluşturan olumsuz bir tiptir. Son derece cahildir. Dini bilgileri çok basittir. Temizliğe dikkat etmeyen çok pasaklı bir adamdır.

Bekir Çavuş

Daha önce askerlik yapmış olduğu için, Ahmet Celal’e öbür köylülerden daha yakındır. Konuşmalarıyla, iyimser ve cahil olması göze çarpar. Düşünce yapısıyla köylülerden farklı olmadığı izlenimini veriyor. Yaban İncelemesi

Yaban Romanında Zaman

Yaban’da zaman olarak I. Dünya Savaşı’nın bitiminden (1918) Sakarya Zaferi’nin kazanılışına kadar (1922) olan süre alınır. Romanlarda genel olarak üç türlü zaman kullanımı vardır:
⦁ İleriye sıçramalı zaman kullanımı
⦁ Geriye sıçramalı zaman kullanımı
⦁ Kozmik zaman kullanımı

Yaban’da ileriye sıçramalı zaman kullanılmıştır. Bu süre 1918’den 1922’ye kadar olduğu için ileriye dönük denmiştir.

Yaban Romanında Mekan

Roman, anı biçiminde yazılmıştır. Yazar eserini Kurtuluş Savaşı sıralarında Haymana Ovası’nın ortasında, Porsuk Çayı kıyısındaki bir Anadolu köyüne yerleşen Ahmet Celal’in anı defteri olarak sunar. Köyün adı romanda verilmemektedir. Giriş bölümünde şöyle anlatır.
“Garp Cephesi kumandanlığının gönderdiği ‘Tedki-i Mezalim Heyeti’ o viranelerde, taşlar altında kömürleşmiş insan kemiklerini araştırırken bu kitabı teşkil eden yazıları, ortasından yırtılmış ve kenarları yanmış bir defter halinde buldu.”

Anlatma Problemi (Yaban Romanı Dil ve Üslup)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ilk eserleri Servet-i Fünun topluluğunun dil anlayışına uygundur. Çok tamlamalı ve süslü yazmıştır. 1915 yılından itibaren Ziya Gökalp’in dilde sadeleşme ilkelerine uygun eserler vermiştir. Yaban da bu anlayışa uygun olarak yazılmıştır. Yaban İncelemesi

Üslubuna gelince; Yakup Kadri’nin kendine has bir üslubu vardır.Özellikle mensur şiire yaklaşan anlatımı romanlarında da görmek mümkündür: “Fakat benim sürüme ne oldu? Hani adam nerede? Çoban Ankara’nın yalçın kayasının üzerinden sesleniyor, sürüyü toplamaya çalışıyor. Sana selam ey mübarek çoban! Gazan mübarek olsun? Fakat günün birinde sürünü topladığın zaman, ben onun içinde bulunabilecek miyim? Bu köy burada tek başına küflenmekte ve ben, tek başıma göz yaşlarımı içime çekmekte devam edeceğim. Bir türlü kaynaşamayacağız”
Yaban’da, yine üslup özelliği olarak sayabileceğimiz bir konu daha vardır. Ahmet Celal, romanın bazı yerlerinde heyecanlanıp,uzun tiradlara başlamaktadır. Buda romanın akışını engellemektedir.
“Yazıklar olsun seni (vatanı) sevmesini bilmeyenlere ey, gamlı ülke! Seni sevip senin sessiz dramın içine gömülüp gitmekten korkup çekenlere! …” Yaban İncelemesi

Yakup Kadri, 1912 yıllarında Yahya Kemal ile birlikte Nev-Yunanilik akımının öncülüğünü yaparlar. Bu görüşe göre eski Yunan Edebiyatı’nın edebiyattan düşünce tarzından ve felsefesinden faydalanmak gereklidir. Yahya Kemal bu görüşün yanlış olduğunu erken anlayıp bu görüşten vazgeçer. Yakup Kadri ise, bu görüşü bir müddet yaymak istediyse de bunda başarısız oldu. Nev-Yunanilik anlayışının örnekleri onun üslubunu meydana getiren, bir estetik unsuru olarak romanlarında görüldü. Yaban’da bunun örneklerine açıkça rastlamaktayız.

Cennet bir yerde “Homeros devrindeki kızlara” benzetilirken, bir başka yerde “taştan Diana”ya benzetilmektedir.
Emine ise, romanın bir sayfasında Ahmet Celal’in Bergama’da gördüğü bir kadın kabartmasına benzetilmektedir.
Yakup Kadri tasvir sanatını ustaca kullanmıştır.
“Askerlerin hepsi, toza toprağa bulanmış, derileri güneşten paslı bakıra dönmüş sakalları diken diken uzamış, üst baş perişan bir haldeydi. Tam bir bozgun askeri” Yaban Tahlili

Yukarıdaki cümlede benzetme sanatını da iyi bir şekilde kullandığını görmekteyiz.

Tasvirlerinde, sık sık uzun cümleler kullanmıştır.
“Onun çok kere küçük boz eşeğin taşıyamadığını en ağır yükleri alnından bir damla ter akmadan, dimdik taşıdığını görmüş ve tarlada saatlerce belini doğrultmaksızın çalıştığına şahit olmuşumdur. ”

Yaban’da hayvansal benzetmeler de başvurulmuştur.
“Bu köyün insanları ‘her biri kendi yuvasında kunduza dönmüş.”

Yazarın buradaki amacı, doğayla insanları bütünleştirmekten çok köylülerin ilkelliğini, iç güdüleriyle yaşayan hayvanlar gibi doğaya yakınlıklarını vurgulamaktır.

Yaban Romanı Yapı

Romanın giriş bölümü Çanakkale de aldığı bir kurşunla sağ kolunu kaybeden ve yapayalnız kalan Ahmet Celal’in İstanbul’un işgali ile emir eri Mehmet Ali’nin Porsuk Çayı yöresine gitmesiyle başlar ve Ahmet Celal’in köylü ile tanışmasına kadar sürer. Yaban Tahlili

Gelişme bölümü ise, Ahmet Celal’in köylülerle tanışması onlarla karşı karşıya gelmesinden, Yunan ordusunun köye gelmesine kadar devam eder.

Sonuç ise Yunan ordusunun köye gelişinden, Ahmet Cemal’in anı defterini Emine’ye bırakıp gitmesiyle son bulur.
Romanda Ahmet Cemal köylülerin farkına varmaları için geçmesi gereken zamanı beklemeden, aralarında onların arasında bulunmasının hakiki anlamını ve kaybettiği sağ kolunun önemini bilmelerini ister. Ancak köylünün içinde bulunduğu dünya bunun çok ötesinde olduğu için aralarında uyum sağlanamaz. Bunun sonucunda da Ahmet Celal’in temsil ettiği aydın ile Mehmet Ali’nin köyündekilerin temsil ettiği halk arasında büyük bir çatışma meydana gelir. Esas olarak ta bu romanda “adın ile halk arasındaki bu çatışma anlatılmaktadır” Yaban Tahlili

Yaban’daki nesil çatışmaları, aydın-halk çatışmasının gölgesinde kalır. Ahmet Celal’in varlığı; başlangıçta romanın ön planında olan ve kopuk kopuk anlatılan köylülerin dramlarıyla arka planda başlayıp, giderek öne çıkan milli mücadele’yi birbirine bağlar. Aydın ile halk arasındaki anlaşmazlıklarda bundan ileri gelir.”

Ancak bu çatışmaların esas sebebi, eski nesillerin halkla ilgilenmemesi olduğu için, bunu da nesil çatışması olarak görmek mümkündür .Bunun sonucunda romanda bulunan çatışmaları, siyaset, aydın halk uyuşmazlığı, ailevi meseleler ve evlilik konularında toplanabilir. Siyasi çatışmada; yeni nesli Ahmet Celal temsil etmektedir. O ruhen büyük mücadeleye bağlıdır. Bundan dolayı İstanbul hükümetiyle siyasi bakımdan ayrılmaktadır. Mütarekenin getirdiklerine boyun eğmemek bunları reddetmek ve karşı koymayı göze almak; siyasi bir çatışmayı doğurmaktadır.
“Aydın-halk çatışması da; Ahmet Celal’in köydeki durumundan dolayı kaynaklanmaktadır. Bunun sebebi de önceden beri aydının halka ilgi gösterememesine bağlıdır. Bu kopuklukta yine nesil çatışmalarında ileri gelmektedir.” Yaban Tahlili

Ahmet Celal köye geldiği sıralarda İstanbul işgal altındadır. O kozmopolit bir ortamdan gelmiştir. Ve rahat edebileceğine inandığı Anadolu’ya sığınmak istemiştir. Fakat hayalindeki köyle karşılaşmaz. Eve girişini de “ameliyat masasının başına getirilen, bir hasta gibi teslimiyetle eğildim bir delikten içeri girdim” sözleriyle anlatır”
Alevi meseleler ve evlilik konularındaki çatışmalar, romanın asıl üzerinde durulan konunun ortaya çıkması için yer verilen çatışmadır. Bundan dolayı da bu çatışma romanın sonuna kadar gitmez. Yaban Tahlili

Romanda bu çatışmayı şu şekilde görmekteyiz. Mehmet Ali’nin kardeşi olan İsmail’in ilk başlarda sakin bir yapıda olması, annesi Zeynep Kadının onu bir çok kez dövmesine rağmen ses çıkarmaz. Ancak İsmail, abisi Mehmet Ali’nin askere gitmesinden sonra tamamen değişmiştir. Hatta annesine bile de el kaldırmıştır.

Evlilik konusunda da; Ahmet Celal’in İsmail’in nişanlısına aşık olması Zeynep Kadının zaten olumsuz olan tutumuna onu daha da alevlendirmiş ve annesini “benim yanıma getirmez, istediği yere götürsün.” demesine sebep olmuştur. Ancak İsmail kararlıdır. Ağabeyi Mehmet Ali’nin askerden gelip onu evire çevire dövmesine rağmen bu kararından vazgeçmemiştir ve Emine ile evlenmiştir. Yaban Tahlili

Romanda ferdi olarak başlayıp, ferd-toplum çatışması şeklini alan, bir başka husus daha vardır. Köyde bulunan Cennet, diğer kadınlara göre çok farklıdır. Kısacası hareketleri çok rahattır. Ahlaki bakımından da kimseye benzemez. Bir gün ahırın kenarında bir adamla yakalanır. Ancak bunu insanlara onun amcasının oğlu olduğunu şeklinde söyler. Kocası Süleyman’ı da bu konuya inandırır. Ve Süleyman bu konuyu kapatır. Ama Süleyman’ın bu adamı sürekli aramasından dolayı Cennet, onu tehdit etmeye başlar ve aşığını eve alır. Bu durum bütün köyü rahatsız eder. Bekir Çavuş’un Cennet’i çeşme başında sıkıştırması, onu aşığını eve alma kararından vazgeçiremez ve ancak Süleyman’dan boşanacağı zaman vazgeçeceğini belirtir. Ancak Süleyman bir türlü vazgeçemez. Sonunda köylüler Cennet’in evini basarlar ve üstüne yürürler. Bu olaydan sonra Cennet aşığıyla köyden uzaklaşır. Süleyman ise kara sevdaya tutulur.

Yaban Romanı Tema

Tema olarak; aydınlar tarafından yüz yıllarca yüzüstü bırakılmış köyü Anadolu’yu, Anadolu insanını bütün çıplaklığı, açıklığı ve sertliğiyle göz önüne seriyor. Bu konuda aydınlarımızı suçluyor yazarımız. Yazar, Anadolu bozkırlarındaki Anadolu insanının feryadını, Türk aydınına, yurt sorumluluğunu anlatmak istiyor. Yaban Tahlili

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.