Hüseyin Rahmi Gürpınar Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

hüseyin rahmi gürpınarın hayatı edebi kişiliği ve eserleri

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR (1864-1944)

Bu yazımızda Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın hayatı edebi kişiliği ve eserleri üzerine detaylı bilgiler verilmektedir. Yazımızı okuyarak “Hüseyin Rahmi Gürpınar kimdir?” sorusunun cevabını bulabilirsiniz.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Hayatı

19 Ağustos 1864’te İstanbul (Beyoğlu-Avaspaşa)’da dünyaya gözlerini açan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın babası Mehmet Sait Paşa, anası Ayşe Sıdıka Hanım’dır. Üç dört yaşlarındayken annesini kaybeden sanatçının babası görevi gereği Hüseyin Rahmi’yi de alarak Girit’e gider. Hüseyin Rahmi burada dört yaşında mektebe başlar. Bir yıl sonra tekrar İstanbul’a dönerler. Çocukluk yıllarını teyzesi ve büyükannesinin Aksaray’daki konağında geçirir. İstanbul’a dönüş sebebiyle yarım kalan eğitimini Aksaray’da Ağaçyokuşu’nda bulunan Yakupağa Mektebi’nde devam ettirir. Daha sonra Mahmudiye Rüştiyesi’nde öğrenimini sürdürür. Buradan, Merc-i Aklam adıyla anılan idadiye geçer. Tarih öğretmeni Abdurrahman Şeref Bey’in yardımıyla Mekteb-i Mülkiye’ye yazılır (1878). İki yıl kadar burada okur, ancak hastalığı nedeniyle öğrenimini yarım bırakır (1880). Babasının hastalanması üzerine Yanya (Girit)’ya gider. Orada özel dersler alarak Fransızca’sını ilerletir. Fransızca’dan çevrilmiş olan Monte Cristo, Hobb gibi eserleri okur.

Hüseyin Rahmi, Yanya’dan döndükten sonra çeşitli devlet memurluklarında çalışır. Ancak memuriyet hayatı onu tatmin etmez. İkinci Meşrutiyet’in ilanı üzerine devlet memurluğundan ayrılarak edebiyat hayatına atılır. Bu vakitten sonra geçimini kalemiyle sağlamaya başlar.

Hüseyin Rahmi yazı hayatına, on iki yaşında yazmış olduğu “Gülbahar Hanım” adlı oyun denemesiyle başlamıştır.

Hüseyin Rahmi yazı hayatına, on iki yaşında yazmış olduğu “Gülbahar Hanım” adlı oyun denemesiyle başlamıştır. Ceride-i Havadis gazetesinde çalışırken Beşir Fuat onun mizah yönünü keşfeder. Bu sırada 1886 yılında “Şık” romanını yazan sanatçı, bu romanıyla Ahmet Mithat’ın takdirini kazanır ve onun manevi evladı olur. Ahmet Mithat, Hüseyin Rahmi’yi Tercüman-ı Hakikat gazetesine alır. Menemenlizade Tahir ile Beşir Fuat arasında başlayan edebi tartışmaya Hüseyin Rahmi de “İstiğrak-ı Seheri” adlı bir perdelik oyunuyla katılır. Piyes türündeki bu eseri, “Tercüman-ı Hakikat”te tefrika edilir. Bunu diğer yazıları ve çevirileri izler.

Hüseyin Rahmi, “İkdam” gazetesi yayın hayatına girince, 1894’te “Tercüman-ı Hakikat”ten ayrılarak. “İkdam”a geçer. Burada 1897 yılında “İffet” adlı romanını tefrika halinde yayınlar. Bu roman, o dönemde Namık Kemal çizgisinde yazılmış bir romandır. Bunu; “Mutallaka (1897), “Mürabbiye” (1898), “Bir Mücadele-i Sevda” (1899), “Metres” (1900), “Tesadüf” (1900), “Alafranga” (1901), “Nimetşinas” (1902) romanları izler. Ayrıca “Andre Cornelis” (1896), “Frederic ile Bernerette” (1897), “Biçare Bakkal” (1903) gibi çeviri romanlarını yayımlar. Yazar, bu dönemde, “Mürebbiye”nin tefrikasıyla büyük üne ulaşır.

1903’ten İkinci Meşrutiyet’in ilanına kadar yazı hayatına ara veren Hüseyin Rahmi, sansür yüzünden tamamlanamayan “Alafranga”yı 1908 yılında “Şıpsevdi” adı altıda “Sabah” gazetesinde yayınlar. Ayrıca ilk dört sayısını Ahmet Rasim’in çıkardığı “Boşboğaz ile Gullabi” adlı mizah gazetesini, haftada iki defa (pazartesi, Perşembe) yayınlar. Gazeteyi 36. sayısına kadar tek başına yönetir (24 Temmuz 1908- 1 Aralık 1908). Bunu, “Kuyruklu Yıldız Altında bir İzdivaç”, “Sevda Peşinde”, “Gulyabani” ve “Cadı” romanları izler. Bu roman, Şahabettin Süleyman ile başlayan ve sonra boyutları gelişen tartışmalara neden olur. H. Rahmi bu tartışmalara cevap olmak üzere, “Cadı Çarpıyor” (1913) ve “Şekavet-i Edebiyye” (1913) adlı eserlerini yazar.

Hüseyin Rahmi, eserlerinden kazandığı parayla, Heybeliada’daki köşkünü yaptırarak 1912’de buraya taşınır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Heybeliada'da yaptırdığı köşk

Hüseyin Rahmi, eserlerinden kazandığı parayla, Heybeliada’daki köşkünü yaptırarak 1912’de buraya taşınır. Köşkteki yaşamını yengesi Aliye Hanım, yengesinin kızı Safter ve çocukluk arkadaşı Miralay Sadık’la birlikte sürdürür ve hiç evlenmez. 1913’te “Haziran Bülbülü” adlı oyununu tefrika eder.  1914 yılında Darülbedayi’nin edebi kurul üyeliğine getirilir, ancak bu görevini sürdüremez. Alay Köşkü’nde çalışmalarını yürüten Güzel Sanatlar Birliği’nin Edebiyat Şubesi başkanlığını üstlenir. Bu sırada “İkdam” gazetesinde tiyatro hakkında yazılar yazar, romanları üzerinde çalışır, “İleri” gazetesinde “Hayattan Sahifeler” (1918), “Son Arzum” (1918), “Cehennemlik” gazetesinde “Toraman” (1919); Söz gazetesinde “Hakka Sığındık” (1919) adlı romanlarını tefrika halinde yayınlar.

Hüseyin Rahmi’nin yazı hayatında en verimli devre 1921-1924 yılları arasıdır. Bu dönemde İkdam’da “Eşkıya ininde” (1921), “Kesik Baş” (1921), “Muhabbet Tılsımı” (1921), “Tutuşmuş Gönüller” (1922) adlı romanlarını tefrika eder ve kısa hikayeler yazar, bunların dışında; Cumhuriyet gazetesinde “İnsanlar Önce Maymun muydu?”; Milliyet gazetesinde “Ölüler Yaşıyor mu?”; Vakit’te “Deli Filozof”, “Namuslu Kokotlar” adlı romanları tefrika edilir. Cumhuriyet döneminde “Son Telgraf” gazetesinde ise “Ben Deli miyim?” romanı yayınlanır (1925).

“Ben Deli miyim?” romanı tefrikalar halinde yayınlanırken savcılık tarafından namusa ve ahlaka aykırı olarak değerlendirilir ve hakkında kamu davası açılır. Beraat kararı üzerine, eserin basımı gerçekleşir. Bunu “Mezarından Kalkan Şahit” ve “Kokotlar Mektebi” adlı romanları izler.

Hüseyin Rahmi, alfabe değişikliği nedeniyle 1929-1933 yılları arasında çalışmalarına yine ara verir. Bir ara yakın dostu Hulusi Bey’in ölümünden duyduğu üzüntü nedeniyle, Prens Abbas Halim Paşa’nın çağrısına uyarak Mısır gezisine çıkar. Kahire’de Helman denilen yerde büyük bir sarayda oturur. Aylarca bir hükümdar hayatı yaşar. Günlerce deve sırtında çöllerde dolaşır. Ehramları gezer, sfenksi seyreder. Dönüşünde “Şeytan İşi” (1933) ve “Utanmaz Adam” (1934) romanları yayımlar.

Hüseyin Rahmi 1936-1943 yılları arasında, 5. ve 6. dönem Kütahya milletvekili olarak görev yapar. Hiç evlenmeyen ve hayatını yalnız başına yaşayan sanatçı, 8 mart 1944’te İstanbul Heybeliada’daki köşkünde vefat ederek, Abbas Paşa Mezarlığında defnedilir.

Yakın dostları, Hüseyin Rahmi’yi utangaç, çekingen, mütevazı ve kibar bir insan olarak tanımlarlar.

Yakın dostları, Hüseyin Rahmi’yi utangaç, çekingen, mütevazı ve kibar bir insan olarak tanımlarlar. Çevresinde neşeli, nükteden ve hoşsohbet bir kişiliğe sahip olduğu belirtilir. Titizdir, tokalaşmaktan hoşlanmaz. Bu yüzden eldiven kullanır. El öptürmez, merhametlidir, kolay beğenmez ve herkese kolayca alışmaz. Ancak sevdiklerinden de ayrılmaz. Haksızlığa katlanamaz ve doğru bildiğinde direnir.

Hüseyin Rahmi hiçbir alanda derinleşmemiş ancak her konuda bilgi sahibi bir sanatçıdır. Zengin bir hayal gücüne sahiptir. Masal dinlemekten hoşlanır. Roman okumaktan zevk alır. İyiliğe, güzelliğe ve tabiata aşıktır. Hünkar Suyu, Çırçır, Bentler, Beykoz’da Derseki Köyü ve Şile semtlerini çok sever. Çiçeğe karşı derin sevgi besler. Bahçesinde çeşitli türden çiçekler yetiştirir. Açık havada gezmeyi sever. Bisiklet meraklısıdır; elli yıl kadar bisiklete biner. Keyif verici şeyler kullanmaz; 25 yıl içtiği sigarayı da sağlık nedeniyle bırakır. Giyimine özen gösterir; kravat ve papyon takmayı çok sever, özellikle kırmızı renkten hoşlanır. Yün ve dantel örme merakı vardır. Bere ve takkeleri tığla örer, Nakış bilir; yastık başı işler. Piyano ve keman çalar. Alafranga müzikten hoşlanır. İnce, dokunaklı ve nazlı bir sesi vardır. Bir ev kadını kadar ev ve mutfak işlerinden anlar. Çok leziz yiyecekler yaptığı söylenir.

Sanatçının resme karşı da ilgisi vardır; birçok tablo yapar. Heybeliada’daki evinin planını kendisi çizer. Zaman zaman sinemaya gider. Dağ, tepe, orman ve gölleri gösteren filmlerden hoşlanır; aşk filmlerini sevmez.  Sabahları erken kalkar; her gün düzenli olarak jimnastik yapar. Not tutmayı sever. Beğendiği tabir ve sözleri not eder, sonra bunları yeri geldikçe kullanır. Yazarken sessizliği arar, çık çıksın istemez ve yalnız çalışır; bu sırada güzel manzara ister. Cenap Şahabettin, Hüseyin Rahmi’nin zekasını görünürde gülen; fakat içinden ağlayan karamsar bir filozof olduğunu söyler.

Hüseyin Rahmi’nin Edebi Kişiliği

Hüseyin Rahmi, çocukluk yıllarında masal dinlemekten hoşlanır. Edindiği zevk, onu edebiyat dünyasına çeker. Ahmet Mithat’ın romanlarını okur. Fransızca öğrendikten sonra Fransız romanlarına yönelir. Paul Bourget, Alphonse Daudet, Asfred de Musset, Anatole France, Emile Zola, Guy de Maupassant ve Balzac okumaya başlar. Voltaire, Schopenhaurer ve Nietzsche’den etkilenir. Rus edebiyatından da özellikle Tolstoy’u beğenir.

Eski edebiyatımızın halkın duygularından uzak olduğuna inanır ve divan edebiyatından hoşlanmaz. Divan şairlerinin kelime oyunlarıyla dolu, süslü gazellerini beğenmez. Bu bakımdan eski edebiyata uzaktır. Kültürünü Fransız edebiyatından edinir.

Hüseyin Rahmi’nin sanat hayatı, İkinci Meşrutiyet öncesi ve sonrası kendini gösterir. Yazarlık hayatında dikkatleri üzerine çekmeye başladığı dönemde Servet-i Fünun edebiyatı revaçta fazla olmasına rağmen, o kendine özgü bir şekilde yazmaya devam eder, hiçbir edebi topluluğa katılmaz. Tevfik Fikret’in Edebiyat-ı Cedide’ye katılması yolundaki isteğine uymaz. Serbest yaratılışlı bir insan olduğu için, belli ilkelere uymayı içine sindiremez. Halk için yazma eğilimindedir. Bu yüzden Servet-i Fünuncular’ı vardıkları nokta bakımından eleştirir. Onların Avrupa edebiyatını taklitten öteye gidemediklerini, bir Türk edebiyatı ve üslubu yaratamadıklarını öne sürer.

Hüseyin Rahmi kendi döneminde popüler ve halkçı bir yazardır. O, edebiyatımızda Ahmet Mithat’ın başlattığı geleneği sürdürür. Popülist çizgide Ahmet Rasim ile birleşir. Eserlerinde İstanbul hayatını canlı tablolar halinde ortaya koyar. Ahmet Rasim cadde ve sokaklara odaklanırken, Hüseyin Rahmi’de “ev”e odaklanır. Onun hareket noktası, halkın yaşama biçimi ve değerler sistemidir. Toplum hayatına ilişkin gözlemlerini duygu ve düşünceleriyle birleştirir. İstanbul halkının bütün özelliklerini yazılarına konu edinir. Halkın hayatını realist ve natüralist çizgide eserlerine sokar. Halkı, hayatı ve tabiatı iyi tanıyan ve kavrayan bir yazardır. Tabiatı ve hayatı inceler; gözlemlediği olayları olduğu gibi yazar. Edebiyatın halka seslenmesi ve sanatın toplum yararına hizmet etmesi gerektiğine inanır.

Hüseyin Rahmi, düşünce ve yöntem bakımından, realist ve natüralist akımlardan etkilenir.

Natüralizmin etkisiyle deneysel roman yazma çabasına girer. Doğal tasvirleri, onun natüralizme yaklaşan bir realizmi benimsediğini gösterir. O, düşünce ve yöntem bakımından, realist ve natüralist akımlardan etkilenir; ancak bu ekollerin ilkelerine bağlı kalmaz. Hüseyin Rahmi, eserlerinden anlaşıldığına göre, genel olarak bütün ekollere açıktır. Eserlerinde gözleme, hayale, buluşa ve ansiklopedik bilgiye geniş ölçüde yer verir. Realist bir yöntemle örf ve adet romanları yazar (Metres, Utanmaz Adam…).

Hüseyin Rahmi tabiata büyük önem verir. Tabiattaki karmaşık olayların içinden bir takım seçmeler yapar. Onları düzene koyarak eserlerinde kullanır. Romanlarındaki kişileri tabiattan birer tip olarak seçer. Bunların kalıtımsal özelliklerini gözeterek, ayrıca örf, adet ve geçim usullerini göz önüne alarak tabiata uygunluk açısından tasvir eder.

O, romanı ahlakın aynası olarak kabul eder. Sanatın kendisine özgü çizgisinden uzaklaştırılmasını istemez. Sanatı, toplum ve insan gerçeklerine bağlı olarak ele alır. Gerçek hikayeciliği, hayatın saklı kalan yanlarını açığa çıkarma işi olarak kabul eder. İnsanların kabahatlerini, günahlarını kendilerine açık bir şekilde göstermek gerektiğine inanır. Ona göre gerçek hikayecilik, bütün bilimleri içerir; her kötülüğü, hastalığı, gizli fesadı ve yarayı aydınlığa çıkarır. Bu çerçevede yazar, hayatın çirkin, bozuk ve gülünç yanlarını da alır ve açığa vurur. Bu anlayış, onu Emile Zola’nın çizgisine çeker. Realizm ve natüralizm akımlarının yöntemlerine bağlı kalan Hüseyin Rahmi, halk hikayeciliği ile halk temaşasının anlatma geleneğinden geniş ölçüde yararlanır.

Hüseyin Rahmi, kısa hikayelerinde ayrıntılarından uzak durur. Karakter çözümlemesinden çok, olaylar ve sorunlar üzerinde yoğunlaşma gösterir. Hikayelerinde ana olaya bağlı kalan teknik bakımından başarılı olduğu gözlenir. Kişilerini orta ve aşağı tabakalarından seçer. Sanatçı, toplumsal eleştiri yaparken mizahtan yararlanır. Romanlarında aşk, toplumsal eleştiri aracı olarak görülür.

Okuyucuyu yüksek bir felsefeye çekmeye çalışan yazar, eserlerinde fikir kuvvetine önem verir.

Hüseyin Rahmi’nin romanları teknik bakımdan başarılı görülmez. Gereksiz yere uzatılan taklitli konuşmalar, makale sınırına varan felsefi düşünceler ve olay dışında kalan bilgi kırıntıları yüzünden, olayın gidişi kimi zaman aksar ve başarı grafiği düşmeye başlar. Okuyucuyu yüksek bir felsefeye çekmeye çalışan yazar, eserlerinde fikir kuvvetine önem verir. Eserlerinde toplum hayatımızdaki değişim sürecini eski-yeni çatışması tarzında ele alır. Kimi zaman geleneklerin yıkılışını kimi zaman da Batı kültürünü özümsemeyen züppe tiplerini gülünç durumlarıyla anlatır. Güldürücü sahnelerle başlayan eserleri, genellikle dramatik bir tarzda sonuçlanır. Bilgi, yaş, servet ve sınıf ayrılıkları yüzünden aile kurumlarının çöküşünü gözler önüne serer. Ahlaki çöküşün fertten topluma doğru genişlediğini belirtir. Romanları genellikle ahlaki ders verir.

Hüseyin Rahmi, eserlerinde geleneksel yaşama biçimi yerine pozitivist (olgucu) düşünceyi temel yeni bir hayat tarzı önerir. Bu durum, romanlardaki temel çatışmayı doğurur. Cumhuriyet dönemine kadar bu anlayışını sürdürüren sanatçı, yenileşme sürecinde, aile yaşantısında beliren sarsıntılar ve sosyal sorunlar üzerinde yoğunlaşır (Tesadüf, Sevda Peşinde, Tebessüm-i Elem, Son Arzu, Cehennemlik, Toroman…) Batıl inançlar aile geçimsizliği ve yüzeysel Batılılaşma gibi konular üzerinde durulur. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar insanların hayatında görülen değişimleri, olaylar içerisinde işler. Eski-yeni çatışmasını, ana tema olarak ele alır. Taklitçi ve züppe tipini karşımıza çıkarır (Şık, Şıp Sevdi…). Bu geçiş sürecindeki uyumsuzluğun aile hayatına yansıyan olumsuz etkilerini sergiler. Zevk içinde yaşamak isteyen, ahlaksızca yaşamayı benimseyen ve değer yargılarını hiçe sayan anlayışı yerer (Hakka Sığındık, Billur Kalp, Tebessüm-i Elem, Cehennemlik, Muhabbet Tılsımı, Ben Deli miyim?, Kokotlar Mektebi, Utanmaz Adam…).

O, dini inanç ve düşünceye saygılıdır. Dini değer ve tavırların yanlış yorumlanmasını eleştirir.

O, dini inanç ve düşünceye saygılıdır. Dini değer ve tavırların yanlış yorumlanmasını eleştirir. Hayatın her alanında iki yüzlülüğe karşı çıkar. Romanlarında aşk konusunu da işleyen yazar, evli insanların gizli ve yasak aşklarını dile getirir. Kadın-erkek ilişkisi üzerinde durur; feminist bir anlayışla karşımıza çıkar. Eserlerinde evli çiftlerin mutlu olmadıklarına tanık oluruz. Bunun nedeni, yazarın aşkı çılgınlık sayması ve korkunç bir cinsel tutku olarak algılanmasıdır. Ona göre aşk doyuma ulaşınca söner. Bu nedenle eserlerinde aldatmalar sıkça görülür. Eşlerini aldatanlar daima aşağılanır ve ince bir mizahla horlanırlar. Hüseyin Rahmi, halkın bu çirkin ve kötü yönlerini, mizaha dayalı realizmle anlatır. O, mizaha ağırlık veren bir romancı olmakla birlikte okuyucularını güldürmesini de ağlatmasını da çok iyi bilir.

Refik Halit KARAY, onun romanlarını gereksiz yere uzatılmış ve doldurulmuş bulur; “Bu kusurundan arındırılmış olsaydı, en büyük mizah romancımız olabilirdi.” der. Ahmet Hamdi TANPINAR ise, “Hüseyin Rahmi, mizahı biraz psikolojiyle birlikte yürütmüş olsaydı iyi bir sanatçı olabilirdi.” yargısına varır. Buna karşılık romanımızda gerçek konuşmanın Hüseyin Rahmi ile başladığını ifade eder. Onun romanlarında her türden konuşmaya rastladığımızı da bu arada belirtelim. Kapı önünde, pencereden pencereye, tramvayda, laf atışmaları ve yarenlikler hareketli bir şekilde, en hoş, en çok ilgi çeken yerler olarak belirir. Romanlardaki canlılığı bu konuşmalar sağlar.

Hüseyin Rahmi, romanlarında eski ve yeni İstanbul’u tanıtır bize. İstanbul’un büyük yalı ve konaklarında yaşayan kişilerden, en ıssız semtlerde yaşayan kişilere her kesimden insanları, çevreleri, yaşayış ve inanış tarzlarıyla anlatılır. İstanbul’un gündelik hayatından görüntüler sergiler ve halktan seçtiği kişileri başarılı bir biçimde konuşturur. Bu kişileri, giyim kuşamları, gelenek ve görenekleri, düşünce ve inançlarıyla romanlarına sokar; Ahmet Rasim’de olduğu gibi, İstanbul’un dikkate değer yanlarını tanıtır; Atlı tramvaylar, Kağıthane alemleri, ramazan geceleri ve mahalle kadınlarının konuşmaları… İstanbul’un yerel renklerini eserlerinde yaşatır. Bu yönüyle romanları töre romanı çizgisinde gelişme gösterir.

Hüseyin Rahmi’nin eserlerinde, bilgisizlik ve kültür eksikliği geniş bir yer tutar.

Hüseyin Rahmi’nin eserlerinde, bilgisizlik ve kültür eksikliği geniş bir yer tutar. O, dolaylı olarak bu boşluğu doldurmaya çalışır. Romanlarını hayal zenginliği, vaka düzeni gibi kaygılardan uzak kalarak, sadece okuyucunun zevkle okuması için yazar. Sürükleyici olmaya özen gösterir. Onun bu yanına dikkatleri çeken İsmail Habib SEVÜK, Hüseyin Rahmi’nin çala kalem, gayet kolay ve seri yazdığını belirtir. Bu durumun, onun külfetsiz bir üslup kullanmasına vesile olduğunu belirtelim.

Fevziye Abdullah TANSEL, Hüseyin Rahmi’nin romanlarını konu bakımından sosyolojik konulu romanlar ve psikolojik konulu romanlar olarak iki başlık altında toplar. Bunlar:

Sosyolojik Romanlar: Mutallaka, Bir Muadele-i Sevda, Tesadüf, Sevda Peşinde, Son Arzu, Tebessüm-i Elem, Cehennemlik, Toroman, Şık, Mürebbiye, Metres, Şıpsevdi, Tutuşmuş Gönüller, Dirilen İskelet, meyhanede Hanımlar, Kaderin Cilvesi, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Gulyabani, Efsuncu Baba, Muhabbet Tılsımı, Şeytan İşi, İffet, Nimetşinas, Hakka Sığındık, Billür Kalp, Hayattan Sahifeler, Kokotlar Mektebi

Psikolojik Konulu Romanlar: Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür, Ben Delimiyim?. Utanmaz Adam, Mezarından Kalkan Şehit, Kaynanam Nasıl Kudurdu?. Ölüm Bir Kurtuluş mudur?. Kesik Baş, Eşkıya İninde

Çeşitli araştırmacılar Hüseyin Rahmi’nin eserlerini çeşitli açılardan sınıflandırmışlardır.

Tahir Alangu, Hüseyin Rahmi’nin romanlarındaki konuları, kişileri ve ele aldıkları sorunları şu yedi grupta toplar:

  1.  Batıya yönelirken yabancılaşanlar, çevresinden kopmuş olanların romanları (Şık, Mürebbiye, Metres, Şıpsevdi, Tutuşmuş Gönüller, Meyhanede Hanımlar, Dirilen İskelet).
  2.  Devrim modasına uygun duygulu ve acıklı olaylarda işlenmiş romanlar (İffet).
  3.  Eski büyük ailenin çöküşünü anlatan romanlar (Bir Muadele-i Sevda, Tesadüf, Sevda Peşinde, Son Arzu, Tebessüm-i Elem, Cehennemlik, Toraman, Nimetşinas, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu?. Muhabbet Tılsımı; Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür)
  4. Batıl inanışların halkın hayatını nasıl etkilediğini tasvir eden romanlar (Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Cadı, Gulyabani, Efsun Baba, Muhabbet Tılsımı, Şeytan İşi)
  5. Toplum güvenliği ve yardımlaşma bağlarının kopması, kimsesiz kadınlar ve çocukların karşılaştıkları tehlikeleri anlatan romanlar (İffet, Nimetşinas, Hakka Sığındık, Billür Kalb, Hayattan Sahifeler, Kokotlar Mektebi)
  6. Akıl, sinir ve ruh hastalıklarının bizdeki örneklerini araştıran romanlar (Mezarından Kalkan Şehit, Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu, Ben Deli miyim, Utanmaz Adam, Ölüm Bir Kurtuluş mudur, Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür)
  7. Suçluları ve suça yönelten çevreleri anlatan romanları (Eşkıya İninde, Kesik Baş)

Onun romanlarındaki kişiler, genellikle yakındaki kişilerdir.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanlarında dedikoducu mahalle kızları, zenci bacılar, külhanbeyleri, mirasyediler, esnaf takımı, saf taşralılar, çingeneler, Mısırlı zenginler, paşazadeler, çeşitli sanat ve meslek erbabı kişiler sık sık görülürler. Bunlar kendi kültür, çevre ve mesleklerine has bir dilde konuşurlar. Onun romanlarındaki kişiler, genellikle yakındaki kişilerdir. Bu durum, heyecan verici olaylara yönelmiş olmasından kaynaklanır. Yazarın asıl amacı, okuyucuyu güldürmektir. Karakterlerinde görülen anormal durum; mizaç, ahlak ve kültür seviyesinden çıkar.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan, onun asli tiplerini üç kısımda inceler:

1. Alafrangalar ve onları istismar eden Fransız fahişeleri (Şık’ta Maşuk Bey, Şöhret Bey, Potich, Mürebbiye’de, Angel, Behri Efendi, Şem’i…)
2. Batıl inançlara göre hareket eden edenler ve onları çeşitli maksatlarla istismara çalışan tipler (Tesadüfte Nefise Hanım, Gulyabani’de Muhsine, Çeşmifelek, Ruşen Kalfa, hanımefendi, Cadı’da Binnaz, Efsuncu Baba’da Ebulfaz Cenderi…)
3. Ahlak ve namusa büyük değer verenlerle içgüdülerine göre yaşamayı hayat felsefesi haline getirenler (İffet’te İffet, Bir Muadele-i Sevda’da Bedia, Tebesüüsm-i Elemde Ragıbe, Kenan….).

Mehmet Kaplan, Hüseyin Rahmi’nin 2. Meşrutiyet Devrine kadar yazdığı romanlarında daha çok alafranga, namuslu ve ahlaklı tipleri ele aldığını, 2. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e kadar olan devrede batıl inanç konusunu işlediğini, Cumhuriyet Devrinde ise içgüdülerine göre yaşamayı hayat felsefesi haline getiren ve klasik ahlakı red ve inkar eden tipler yarattığını belirtir. (Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar l).

Hüseyin Rahmi, üslupçu bir yazar değildir. Bunun nedeni düşünceye önem vermesi ve çok yazmasıdır. O, üslupla uğraşanlarda kültür, fikir ve irade kudreti olmadığına inanır. Onun kendine özgü, açık ve sade bir üslubu vardır. Kimi eserlerinde kendisi devreye girerek felsefi bilgiler aktarır. Bu durum onun konuşmalarını gereksiz yere  uzatmasına ve sıkıcı olmasına neden olur.

Abdülhak Hamit Tarhan, onu “Türklerin Emil Zola’sı” kabul eder.

Abdülhak Hamit Tarhan, onu “Türklerin Emil Zola’sı” kabul eder. Ne var ki, Hüseyin Rahmi romanlarında teknik bakımdan yeterli düzeye ulaşabilmiş bir yazar değildir. Onun üstünlüğü, kendi türünde yazmış olmasından kaynaklanır.

Hüseyin Rahmi, düşünce olarak dilin sadeleşmesinden yanadır. Ancak ilk on romanındaki kelime kadrosu incelendiğinde Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri, Türkçe kelimelerden daha fazla kullandığı dikkati çeker. Bundan yola çıkarak Hüseyin Rahmi’nin dilde sadeleşmeden yana olduğu ancak Osmanlı Türkçesinin etkisinden bir türlü çıkamadığı sonucuna ulaşılabilir.

Sanatçı edebiyatımızda eleştiri, makale, mizah; hikaye, roman ve tiyatro türlerinde eserler veren bir yazar olmakla birlikte az sayıda da olsa, şiir yazmayı da denemiştir. “Enin-i Sevda”, “Ruhuma”, “Köy”, “Ali’nin Şahadeti” gibi şiirleri vardır. Bunların dışında eserlerinde yer alan şiirlerine de rastlanır. Özellikle, bu alanda mizahi nitelikli dizeleri dikkat çeker.

Hüseyin Rahmi’nin basında hakkında çıkan yazılara cevap niteliğinde tenkitler yazdığına tanık oluruz. Özellikle “Cadı” adlı romanına getirdikleri eleştiriler nedeniyle Şahabettin Süleyman ve Ali Naci’ye cevap olarak “Cadı Çarpıyor”, “Şekavet’i Edebiyye” gibi eserlerini kaleme alır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Eserleri

Romanları

  1. Şık (1890)
  2. İffet (1899)
  3. Mutallaka (1899,1961 Evlad Hatırı adıyla, 1971 Boşanmış Kadın adıyla)
  4. Mürebbiye (1900)
  5. Bir Muadele-i Sevda (1900)
  6. Metre (1900)
  7. Tesadüf (1901)
  8. Nimetşinas (1902)
  9. Şıpsevdi (1912)
  10. Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1913, 1981 Kuyruklu Yıldız Altında Bir Evlenme adıyla)
  11. Sevda Peşinde (1913)
  12. Gulyabani (1915)
  13. Cadı (1915)
  14. Hakka Sığındık (1915)
  15. Toraman (1919)
  16. Hayattan Sahifeler (1919, 1972 Hayattan Sayfalar adıyla)
  17. Son Arzu (1922)
  18. Tebessüm-i Elem (1923, 1973 Acı Gülüş adıyla)
  19. Cehennemlik (1924)
  20. Efsuncu Baba (1924)
  21. Ben Deli miyim? (1925)
  22. Tutuşmuş Gönüller (1926)
  23. Billur Kalp (1926)
  24. Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu? (1927)
  25. Muhabbet Tılsımı (1928)
  26. Mezarından Kalkan Şehit (1929)
  27. Kokotlar Mektebi (1929)
  28. Şeytan İşi (1933)
  29. Utanmaz Adam (1934)
  30. Eşkıya İninde (1935)
  31. Kesik Baş (1942)
  32. Gönül Bir Yel Değirmenidir, Sevda Öğüttür (1943, 1972-Gönül Yel değirmenidir adıyla)
  33. Ölüm Bir Kurtuluş mudur? (1945)
  34. Dirilen İskelet (1946)
  35. Dünyanın Mihveri Kadın mı, Para mı? (1949)
  36. Kaderin Çilvesi (Başımıza Gelenler) (1964)
  37. Şarküteri Filozof (1964)
  38. Can Pazarı (1968)
  39. İnsanlar Önce Maymun mu idi? (1968)
  40. Ölüler Yaşıyor mu? (1973)
  41. Namuslu Kokotlar (1973)

Hikayeleri

  1. Kadınlar Vaizi (1920)
  2. Namusla Açlık Meselesi (1933)
  3. Meyhanede Kadınlar (1925)
  4. Katil Buse (1933, 1971 Öldüren Öpücük adıyla)
  5. İki Hödüğün Yemeği (1933)
  6. Tünelden İlk Çıkış (1934)
  7. Gönül Ticareti (1939)
  8. Melek Sanmıştım Şeytanı (1943)

Oyunları

  1. İstiğrak –ı Şeheri (1887)
  2. Hazan Bülbülü (1915)
  3. Kadın Erkekleşince (1933)
  4. Tokuşan Kafalar (1973)
  5. İki Damla Yaş (1973)
  6. Mes’uduz (Basılmamış)
  7. Aşk Delisi (Çeviri)

Yazarın romanlarından Şıp Sevdi (1939), Gulyabani (1965), Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1965), Utanmaz Adam (1966), Evlere Şenlik (1967), Kaynanam Nasıl Kudurdu? (1971), Ölüm bir kurtuluş mudur? (İntihar uzmanı adıyla) oyunlaştırıldı. Ayrıca sinema filmi uyarlanan eserleri de vardır. bunlar; Mürebbiye (1919), Efsuncu baba (1949), İffet (1969), İç güveysi (Mürebbiye’den yararlanarak, 1970), Süt kardeşler (Gulyabani’den yararlanarak, 1976)

Tenkitleri (Eleştiri Yazıları)

  1. Cadı Çarpıyor: “Cadı” adlı romanı hakkında Şahabbettin Süleyman’ın eleştirisi üzerine yazıldı. (1913)
  2. Şakavet-i Edebiyye: Şahabettin Süleyman ve Ali Naci’nin “Cadı Çarpıyor” adlı yazarlara yazdıkları yazdıkları verilere cevap üzerine yazan da bu eserle burada tekrar cevap vermiştir. (1913)
  3. Müdafaaname: “Ben Deli miyim?” Romanının müstehcenliği ileri sürüldüğü sırada yazdığı yazılarını içerir.

Derlemeleri (Makale, Sohbet, Anı)

  1. Müntahabat-ı Hüseyin Rahmi (1887)
  2. Sanat ve Edebiyat (1972)
  3. Eti Senin Kemiği Benim (1963)

Çevirileri

  1. 113 Numaralı Cüzdan (Emile Goboriau’dan, 1889)
  2. Birleştirilmiş İntikamı (Emile Goboriau’dan, 1891)
  3. Batin Yol’lu İhtiyar (Emile Goboriau’dan, 1891)
  4. Paris’te Bir Teehhül (Arnold ve Jules Claretie’den 1892)

Ahmet Rasim’in Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir